Sayın orta asya makak maymunu memeleri, 40 yıllık bir AuDHD (Asperger + DEHB) tecrübesiyle konuşuyorum, bize yıllarca "bozuk", "tembel" ya da "uyumsuz" muamelesi yapan o lanet sisteme iki çift lafım var. Taraflı bakıcam konuya bilgilendireyim, tabuları yıkıyoruz.
Prusya Eğitim Modeli Diye Bir Tezgah Var...
Bizi daha çocukluktan fişleyip dışlayan o okullar var ya? Alayı, 18. yüzyılda Prusyalıların fabrikalara tek tip, itaatkar, zil çalınca yemeğe giden, zil çalınca hizaya geçen, sorgulamayan standart işçi ve asker yetiştirmek için kurduğu tezgahın ta kendisidir. Sistem "herkes aynı düşünsün, aynı hızda öğrensin, aynı yoldan gitsin" ister. İşte bizim AuDHD beyni, bu tek tipçi fabrikasyon hattına girdiği an dişlileri kırar. Çünkü biz standart değiliz panpalar, bizi daha ilkokul sıralarında "dikkatini veremiyor, arkadaşlarına uyum sağlayamıyor" diye etiketleyip harcamalarının sebebi bu vasatlık sevdasıdır.
Tarihi bir açın bakın beyler; Einstein, Tesla, Newton, Turing... Sizce bu adamlar nörotipik, sosyal kelebek, her ortama uyan "standart" adamlar mıydı? Alakası yok. Alayının sosyal zekası yerlerde sürünürdü, insan ilişkilerinde çuvallarlardı ama laboratuvara girdiklerinde o "hiper-odaklanma (hyperfocus)" ve saplantılı azimleriyle dünyayı değiştirdiler.
Bizim kafamız tam olarak bu bilim adamı kafasıdır. Sosyal olarak bazen iki kelimeyi bir araya getirip havadan sudan muhabbet edemeyiz, ortamda garip kalırız, dışlanırız. Ama ilgimizi çeken bir konuyu kafaya taktığımızda, normal bir beynin 3 ayda pes edeceği sorunu 3 gün uyumadan çözeriz. O Prusya modelinin ezmeye çalıştığı şey, aslında insanlığı ileri taşıyan o "çılgın deha" potansiyelidir.
Neden okulda ve standart işlerde "başarısız" oluyoruz biliyor musunuz? Düşünce tarzımız farklı. Standart sistem tümevarım (parçadan bütüne) ile çalışır. Hoca tahtaya önce 1'i, sonra 2'yi yazar, senden adım adım sonuca gitmeni bekler.
Bizim AuDHD beyni ise tümdenvarım (bütünden parçaya) çalışır. Biz en baştan o devasa yapıyı, o büyük resmi, ormanın tamamını algılayacak şekilde bir beyne sahibiz. Ama bize "bunu adım adım, şu formülle kanıtla" dediklerinde sistem error verir. Beyin o kadar hızlı ve karmaşık bağlar kurmuştur ki, o yavaş, standart adımlara geri dönüp kendini açıklayamaz. Sen bütünü görüyorsundur ama sana "hayır, benim öğrettiğim yoldan gitmedin" diye sıfırı basarlar.
Eskiden olsa, bu nörolojik altyapıyla kendini bir kütüphaneye, bir laboratuvara kapatır, o hiper-odaklanmayla çığır açardın. Peki ya şimdi? Günümüz dünyası bizim gibi beyinler için tam bir cehennem.
Her yerden fırlayan bildirimler, aynı anda konuşan 15 kişi, sosyal medyanın o 3 saniyelik dopamin tuzakları, açık ofislerin o iğrenç uğultusu, neon tabelalar... Bizim beynimizde bu uyaranları filtreleyecek bir bariyer yok beyler. Kapıdan giren rüzgarın sesiyle, patronun anlattığı projenin sesi beynimize aynı şiddette giriyor. Bu kadar vahşi bir uyaran bombardımanı içinde, o "bilim adamı" potansiyelimizi sadece hayatta kalmak, çıldırmamak ve "normal" taklidi yapmak için harcıyoruz. Enerjimiz, o büyük şeyleri çözmeye gelmeden tükeniyor.
Özetle gergedan boynuzlarım; 40 yılın sonunda anladığım şu: Biz bozuk değiliz, hatalı üretilmedik. Biz, sadece tek tipçi, vasatlığı öven, yaratıcılığı adım adım prosedürlerle boğan ve her yeri pavyon gibi uyaranla dolduran bu sistemle kavgamız bitmez.
Matrix'teki o anomali biziz. Bay Andersson biziz, Neo değil.
Prusya Eğitim Modeli Diye Bir Tezgah Var...
Bizi daha çocukluktan fişleyip dışlayan o okullar var ya? Alayı, 18. yüzyılda Prusyalıların fabrikalara tek tip, itaatkar, zil çalınca yemeğe giden, zil çalınca hizaya geçen, sorgulamayan standart işçi ve asker yetiştirmek için kurduğu tezgahın ta kendisidir. Sistem "herkes aynı düşünsün, aynı hızda öğrensin, aynı yoldan gitsin" ister. İşte bizim AuDHD beyni, bu tek tipçi fabrikasyon hattına girdiği an dişlileri kırar. Çünkü biz standart değiliz panpalar, bizi daha ilkokul sıralarında "dikkatini veremiyor, arkadaşlarına uyum sağlayamıyor" diye etiketleyip harcamalarının sebebi bu vasatlık sevdasıdır.
Tarihi bir açın bakın beyler; Einstein, Tesla, Newton, Turing... Sizce bu adamlar nörotipik, sosyal kelebek, her ortama uyan "standart" adamlar mıydı? Alakası yok. Alayının sosyal zekası yerlerde sürünürdü, insan ilişkilerinde çuvallarlardı ama laboratuvara girdiklerinde o "hiper-odaklanma (hyperfocus)" ve saplantılı azimleriyle dünyayı değiştirdiler.
Bizim kafamız tam olarak bu bilim adamı kafasıdır. Sosyal olarak bazen iki kelimeyi bir araya getirip havadan sudan muhabbet edemeyiz, ortamda garip kalırız, dışlanırız. Ama ilgimizi çeken bir konuyu kafaya taktığımızda, normal bir beynin 3 ayda pes edeceği sorunu 3 gün uyumadan çözeriz. O Prusya modelinin ezmeye çalıştığı şey, aslında insanlığı ileri taşıyan o "çılgın deha" potansiyelidir.
Neden okulda ve standart işlerde "başarısız" oluyoruz biliyor musunuz? Düşünce tarzımız farklı. Standart sistem tümevarım (parçadan bütüne) ile çalışır. Hoca tahtaya önce 1'i, sonra 2'yi yazar, senden adım adım sonuca gitmeni bekler.
Bizim AuDHD beyni ise tümdenvarım (bütünden parçaya) çalışır. Biz en baştan o devasa yapıyı, o büyük resmi, ormanın tamamını algılayacak şekilde bir beyne sahibiz. Ama bize "bunu adım adım, şu formülle kanıtla" dediklerinde sistem error verir. Beyin o kadar hızlı ve karmaşık bağlar kurmuştur ki, o yavaş, standart adımlara geri dönüp kendini açıklayamaz. Sen bütünü görüyorsundur ama sana "hayır, benim öğrettiğim yoldan gitmedin" diye sıfırı basarlar.
Eskiden olsa, bu nörolojik altyapıyla kendini bir kütüphaneye, bir laboratuvara kapatır, o hiper-odaklanmayla çığır açardın. Peki ya şimdi? Günümüz dünyası bizim gibi beyinler için tam bir cehennem.
Her yerden fırlayan bildirimler, aynı anda konuşan 15 kişi, sosyal medyanın o 3 saniyelik dopamin tuzakları, açık ofislerin o iğrenç uğultusu, neon tabelalar... Bizim beynimizde bu uyaranları filtreleyecek bir bariyer yok beyler. Kapıdan giren rüzgarın sesiyle, patronun anlattığı projenin sesi beynimize aynı şiddette giriyor. Bu kadar vahşi bir uyaran bombardımanı içinde, o "bilim adamı" potansiyelimizi sadece hayatta kalmak, çıldırmamak ve "normal" taklidi yapmak için harcıyoruz. Enerjimiz, o büyük şeyleri çözmeye gelmeden tükeniyor.
Özetle gergedan boynuzlarım; 40 yılın sonunda anladığım şu: Biz bozuk değiliz, hatalı üretilmedik. Biz, sadece tek tipçi, vasatlığı öven, yaratıcılığı adım adım prosedürlerle boğan ve her yeri pavyon gibi uyaranla dolduran bu sistemle kavgamız bitmez.
Matrix'teki o anomali biziz. Bay Andersson biziz, Neo değil.